Toprak Nedir?

Toprak Nedir?

Toprak Profili

Toprak profili birbiri üzerinde, her biri arazi yüzeyine paralel, katman denilen iki veya daha çok toprak horizonudan oluşmaktadır. Farklı katmanları birbirinden ayıran önemli karakteristikler:

  • Renk, doku, yapı, kıvam, gözeneklilik ve toprak reaksiyonu
  • Değişken büyüklüklerde kalınlıklar (1 metre ile yarım santim arası değişkenlik gösterebilir)
  • Genel olarak, katmanların birbiri ile birleşmeleri ve keskin sınırlar göstermesi veya göstermemesidir

A Katmanı

Toprak profilinin en üst katmanı veya yüzey toprağı. Malç katmanını ve sürme katmanını içerir. Bitki kökleri, bakteriler, mantarlar ve küçük hayvanları içeren canlı organizmalar en çok bu katmanda bulunur. Organik madde özellikle malç katmanında bol miktardadır. Bir toprak düzensiz şekilde işlendiğinde, A Katmanı erozyonla yok olabilir.

B Katmanı

Hemen A Katmanının altında ve C Katmanının üzerinde yatar ve alt toprak olarak adlandırılır. B Katmanı hem A hem de C özelliklerine sahiptir. Canlı organizmalar A Katmanına göre sayıca daha az, ancak C Katmanına göre daha boldur. Renk A ve C arasında geçiş durumundadır. Çoğu zaman kil her iki katmana göre daha çoktur.

C Katmanı

Üç katmanın en derini. Bu toprağın mineral kısmını oluşturan malzemedir ve toprağın ana malzemesidir. Sert kayanın kırılması ile bulunduğu yerde birikmiş veya su, rüzgar veya buz faaliyeti ile oraya yerleştirilmiş olabilir.

Bereketli Toprak

Bereketli bir toprak bitki büyümesi için gerekli bütün besin maddelerinin yeterli ikmalini içerir. Büyüme döngüsü sırasında herhangi bir anda bir besin maddesi kıtlığı meydana geldiği takdirde ürünlerin tüm potansiyeli gerçekleşmez. Bitkiler kısa açlık dönemlerinden sonra kayda değer şekilde eski hallerine dönebilmelerine rağmen bile bu doğrudur.

Bereketli bir toprağın üretken olması gerekli değildir. İkinci ana gerek toprağın bitki büyümesi için yeterli olması gereğidir. Bu toprak doku, yapı, toprak su kaynağı, pH, sıcaklık ve havalandırma dahil, çevre faktörlerini baz almaktadır.

Toprak Dokusu, Yapısı ve Rengi

Toprak Sınıfları ve Dokuları

Toprağın üretkenliği için önemli bir faktör kum, silt ve kilin görece yüzdesi olarak tanımlanan dokudur. Topraklar her katmanın dokusu bazında sınıflandırılır. Kil, silt ve kumun görece orantıları toprak doku sınıfını belirler.

Killer topraktaki en küçük partiküllerdir; siltler boyut olarak biraz daha büyük olup münferit partiküllerin çıplak gözle görülebileceği kadar kaba olan kumlar takip eder. Aşağıdaki tablo çeşitli toprak doku sınıflarında normal olarak bulunan kum, silt ve kil orantılarını göstermektedir.

 

Toprak Yapısı

Toprak partiküllerinin gruplar veya agregalar olarak düzenlenmesi “yapıyı” belirler. Tek bir kütle veya belirli bir yolla bir araya getirilmiş toprak partikülleri kümesi toprağa, kesek, prizma, kırıntı veya granül gibi fiziki karakteristiklerini katar. Toprak yapısı çiftçi için çoğu zaman dokudan daha önemlidir. Toprak yapısı maksimum verim ve kar için iyileştirilmiş toprak koşulları yaratmak üzere değiştirilebilir. Yapı özellikle suyun hareketinde ve kökün büyümesini önleyen kısıtlamalar için önemli olup bunların ikisi de besin maddelerinin ürüne ulaşmasını etkilemektedir. Çeşitli toprak yapısı tiplerine ait örnekler solda gösterilmiştir.

Toprak Rengi

Çeşitli toprak tiplerinin renklerinin nedeni öncelikle organik maddenin ve toprağın mineral bölümünde bulunan demir veya diğer bileşiklerin kimyasal durumudur. Kuvars, granit ve ağır siyah mineraller de toprağın rengini etkileyebilir. Aşınmamış ana malzemeler gri renkte olma eğilimine sahip olup türedikleri doğal mineralin renginde de olabilirler.

Alt toprakların rengi toprağın yaşı ve drenaj koşulları hakkında birçok bilgiyi açığa çıkarabilir. Demir bileşikleri oksitlenmiş formda (kırmızı), sulu oksitler (sarı) veya indirgenmiş formlarda (gri) bulunabilir.

Alt Toprak Rengi ve Drenaj Arasındaki İlişki

 

Topraktaki Organizmalar

Mineral toprak toprağın içinde meydana gelmekte olan dinamik değişikliklerde önemli bir rol oynayan değişken bir canlı organizma popülasyonunu barındırır. Toprakta mikroskopik olanlardan çıplak gözle görülebilenlere kadar birçok organizma grubu yaşar.

Mikroskopik boyutlu olan organizmalardan bazıları bakteriler, mantarlar, aktinomisetler, alglar ve protozoalardır. Birçok toprak organizması gıda ve enerji için organik maddeye bağımlıdır. Bunun bir sonucu olarak, bunlar genellikle toprağın en üstteki 30 cmlik kısmında bulunurlar. Toprak mikroorganizmalarının en önemli işlevlerinden biri ürün artıklarının parçalanmasıdır. Bunlardan bazıları uzun süreler boyunca toprakta stabil olarak kalan daha stabil organik bileşiklere dönüştürülür. Ancak organik malzemenin büyük bir yüzdesi karbon dioksit olarak atmosfere bırakılır. Aynı zamanda, nitrojen ve diğer elzem bitki besin maddeleri de serbest bırakılıp büyüyen ürünlerin kullanımına sunulur.

Rizobiyum bakterileri baklagil bitkilerinde nitrojenin tutulmasına yol açan simbiyotik bir ilişki oluştururlar. Bu organizmalar bitki köklerine nüfuz ederek köklerde küçük nodüllerin oluşumuna neden olurlar ve daha sonra ev sahibi bitki ile simbiyotik bir ilişki içinde yaşarlar. Bu sürecin fayda sağlayan etkisi yetiştirilen kaba yonca, yonca, soya fasulyesi, vb. gibi baklagiller tohum aşamasında rizobiyum bakterilerinin doğru türü ile aşılandığında gerçekleşir.

Topraktaki milyonlarca mikroorganizma çoğu tanımlanamamış olmakla birlikte bitki beslenmesinde kritik rol oynarlar. Bitki beslenmesinin mikrobiyolojisinin anlaşılmasındaki iyileştirmeler ürün besleme yönetiminin henüz karşılanmamış önemli güçlüklerinden birisidir.

Zararlı Mikroorganizmalar

azı toprak mikroorganizmaları hastalık, üretilen toksinler ve nitrojeni giderme şeklinde topraklar ve büyümekte olan bitkiler için zararlıdır. Bir toprakta hava ikmali sınırlı olduğunda, belirli aerobik toprak organizmaları kendi oksijen ikmallerini nitratlar gibi fazla oksitlenmiş bileşiklerden indirgeme yolu ile yapabilirler. Daha fazla indirgeme faaliyeti serbest nitrojenin (N2) üretilmesine ve atmosferde kaybolmasına yol açabilir. Bu bir çevre sorunu değildir, çünkü atmosferin yüzde 78’i N2 gazından oluşmaktadır, ancak sonucu ürünün kullanımına sunula N’de net bir kayıptır. Diğer mikroorganizmalar N kaybına NOx gazları olarak katkı yapar ki bunlarbir çevre sorunu oluşturabilecek potansiyel sera gazlarıdır.

Ürünün Nitrojeni Tutması

  

 

 Toprak Bileşenleri

Organik Madde

Topraktaki organik madde kısmen çürümüş ve kısmen yeniden sentezlenmiş bitki ve hayvan artıklarının birikimini temsil etmektedir. Bu tür malzeme toprak mikroorganizmaları tarafından aktif bir çürütme durumunun içindedir. Bunun bir sonucu olarak, geçicidir ve ek bitki artıkları ile sürekli yenilenmelidir.

Bir toprağın organik madde içeriği çoğu üst toprakta ağırlık olarak yaklaşık sadece yüzde 3 ila 5 arasındadır. Bununla birlikte, çok kumlu topraklarda fiilen yüzde 0.5’in altında olabilir. Organik madde mineral partiküller için bir “granülatör” olarak görev yapar ve büyük ölçüde üretken toprakların gevşek, gevrek durumundan sorumludur. Ayrıca, organik madde zorunlu olarak iki önemli mineral element olan fosfor ve kükürtün başlıca kaynağı ve zorunlu olarak içsel toprak nitrojeninin tek kaynağıdır.

Toprakların fiziki durumu üzerindeki etkisi ile organik madde aynı zamanda bir toprağın tutabileceği su miktarlarını ve bu suyun bitki büyümesinde kullanılan oranını arttırma eğilimindedir.  Ayrışan organik maddenin (humus) su ve besin iyonlarını tutma kapasitesi inorganik karşılığı olan kilinkini büyük ölçüde geçmektedir. Bu nedenle, küçük miktarlarda humus toprağın bitki üretimini teşvik etme kapasitesini büyük oranda iyileştirebilir.

Humus ve Kil – Toprak Aktivitesinin Merkezi

Toprakların dinamik doğasının çoğu daha ince bileşenler olan humus ve kil kısmına atfedilmektedir. Bu toprak oluşturucuların ikisi de koloidal durumda mevcuttur. Herbirinin münferit partikülleri birim ağırlık başına son derece küçük boyut, geniş yüzey alanı ve iyonların ve suyun çekildiği yüzey şarjlarının varlığı ile karakterize edilir. Kil ve humus çevrelerinde kimyasal reaksiyonların ve besin değişiminin meydana geldiği faaliyet merkezleri olarak hareket ederler. Yüzeylerine iyonları çekerek birçok elzem besin maddesini filtrelenmekten geçici olarak korur ve bunları bitkinin kullanımı için yavaş bir şekilde serbest bırakırlar. Yüzey şarjları nedeniyle, aynı zamanda daha büyük partiküller arasında “temas köprüleri” olarak hareket ettikleri, böylece kolayca işlenen ve iyi hava ve su hareketine sahip bir toprakla sonuçlanan stabil bir granüler yapı sağlamaya yardımcı olurlar.

Ağırlık bazında, humus koloidlerinin kile göre daha büyük besin maddesi ve su tutma kapasiteleri bulunmaktadır. Bununla birlikte, kil genel olarak daha büyük miktarlarda bulunmaktadır. Bu nedenle, kilin kimyasal ve fiziki özelliklerine toplam katkısı genel olarak humusunkine eşit veya daha fazla olacaktır. En iyi tarım toprakları iyi bir humus ve kil dengesi içermektedir.

Humus

Humus toprakta nem ve besin maddesi tutmada önemli bir rol oynayan çok karmaşık bir madde olup iyi toprak yapısının oluşmasını teşvik eder. Renk olarak siyah veya koyu kahve renge ve süngerimsi veya jöleye benzer kıvama sahiptir. Çoğu zaman, humus toprağın yaşama gücü olarak anılır çünkü toprak üretkenliğini arttırır. Toprak organizmaları humusla beslenir ve ürer. Humus bir koloid olduğu için toprağın katyon değişim kapasitesini arttırır.

Kil

Topraktaki besin maddesinin kullanımındaki kritik rolü nedeniyle, kilin bazı temel karakteristiklerini bilmek önemlidir. Kil mineralleri yer kabuğunun en yaygın iki unsuru olan silis ve alümina katmanlarından veya levhalarından oluşur. Bu levhaların kenarları pozitif şarjlı besin maddelerini çeken negatif şarjlar sergilerler.

Herhangi bir tarla için toprağın kil minerali karakterini anlamak o tarlaya en iyi uyan besin maddesi yönetimi uygulamalarını belirlemede yardımcı olmak üzere önemli bilgiler sağlar. Doku, yapı ve organik maddenin yanı sıra, kil minerallerinin tipi besin maddesi kararlarını yönlendirmeye yardımcı olur.

Ağırlıklı olarak iki büyük kil tipi vardır, montmorillonit ve kaolinit. Bunlar dünyadaki önemli tarım topraklarının çoğunu ve pratikte Birleşik Devletlerdeki bütün tarım topraklarını içeren ılıman bölgelerde bulunurlar. İllit gibi diğer kil tipleri daha küçük miktarlarda bulunur.

Montmorillonit Killeri

Büyük ölçüde kurak bölgelerde ve batı ve Orta batı eyaletleri gibi daha soğuk iklimlerde bulunan montmorillonit killeri iki silis katmanı arasında bir alümina katmanından oluşur. Silis ve alümina katmanları sıkı bir şekilde bir arada tutulmaz ve ıslakken genişleme eğilimi gösterir ve kuruduklarında büzülürler. Bu genişleme niteliği ağırlıkla göreceli olarak onlara büyük bir yüzey alanı sağlar (bir kitabın “sayfalarını” açmak gibi) ve suyu ve besin maddelerini büyük oranda tutma kapasitesine yol açar. Yüksek montmorillonit yüzdesine sahip toprakların ıslak, yapışkan ve zor yönetilir olduklarında işlenmeleri çok güçtür. Bu topraklar kuruduğunda, yüzeyde çatlaklar belirir.

Kaolinit Killeri

Kaolinit killeri güneydoğu Birleşik Devletler gibi daha nemli ve ılıman iklimlerde bulunur ve daha aşınmış olurlar. Bu killer çoğu zaman 1:1 tipi kil olarak anılan bir silis katmanı ve bir alümina katmanından oluşurlar. Katmanlar montmorillonite göre daha sıkı olarak bir arada tutulur ve bu nedenle ıslakken genişleme ve kuruduklarında büzülme eğilimi göstermezler. Negatif şarjları öncelikle koloidlerin kırık kenarları boyuncadır. Bunun sonucu olarak, kaolinit tipi killi toprakların ekilip biçilmesi daha kolaydır ve montmorillonit killerine göre daha az su tutarlar.

Katyon Değişim Kapasitesi

Her toprak koloidi yapısal ve kimyasal karakteri nedeniyle net negatif bir elektrik yükü içerir. Toprak koloidleri elektriksel çekimle pozitif yüklü unsurları çekme ve tutma kabiliyetine sahiptir. Solüsyonda bulunduklarında çoğu kimyasal bileşik eriyip iyon denilen elektrik yüklüpartikülleri oluştururlar. Pozitif yüklü iyonlar katyon ve negatif yüklü iyonlar anyon olarak anılmaktadır. Bunun sonucu olarak, potasyum (K+), kalsiyum (Ca++), magnezyum (Mg++) ve amonyum nitrojen (NH4+) gibi pozitif yüklü katyonlar bir mıknatısın demir tozlarını çekmesi ve tutması gibi toprak koloidlerinin yüzeyine çekilir ve orada tutulurlar.

Montmorillonit kili ve organik koloidler kaolinit tipi koloidlere göre sergilenen daha fazla yüzey alanına ve bu nedenle daha yüksek net negatif elektrik yüküne sahiptirler. Böylelikle, montmorillonitli toprakların daha fazla pozitif yüklü besin maddesi iyonlarını veya katyonları tutma kapasitesi vardır. Bu karakteristiğe katyon değişim kapasitesi (CEC) denir. Bir toprağın CEC’inin bilinmesi kireç ve gübre eklenmesinin nasıl yönetileceğini anlamaya esastır. Kaolinit killerinin sergilediği yüzey alanı daha az olduğu için, daha düşük (CEC) değerlerine sahiptirler ve bu besin maddelerini daha az tutma kapasitesi demektir.

CEC pozitif yüklü potasyum, kalsiyum ve magnezyum gibi belirli gübre elementlerinin, aynı şekilde, amonyum nitrojeninin neden nitrat nitrojeni, sülfat veya klorürlere ait negatif yüklüiyonlar veya anyonlar gibi topraktan kolayca filtrelenmediklerini açıklamaya yardım eder.

Toprak koloidlerinin yüzeyinde tutulan ve toprak solüsyonunun içerdiği katyonlar bitkinin kullanımına hazırdır. Bununla birlikte, toprak solüsyonunda mevcut diğer katyonlar, katyon değişimi süreci yolu ileyüzeyde tutulan katyonlarla yer değiştirebilirler. Değiştirilen bukatyonlar daha sonra bir anyonla birleşip topraktan filtrelenebilirler.

Örneğin, potas külü (KCl) gibi büyük miktarlarda gübre malzemesi toprağa eklendiğinde, KCl toprağın neminde erir ve K+ ve Cl- iyonlarına ayrışır. Solüsyondaki K+ kile ve organik maddeye emilen Mg++ ile değişime girme eğilimi gösterir. K+ toprak partikülleri üzerinde tutulur ve Mg++ yağışla topraktan filtrelenecek eriyebilir bir bileşik olan MgCl’yi oluşturmak için Cl- ile birleşir. Bitkiler büyüme sezonu boyunca  toprak solüsyonundan besin maddelerini uzaklaştırdıkça, konsantrasyonlar değişir ve besin maddelerinin bu dinamik değişimi devam eder.

Toprak koloidlerinin katyonları tutma kuvveti  bir çok faktöre bağlı olacaktır. Katyon ne kadar küçükse ve ne kadar suyu yüzeyinde tutmuşsa, genellikle katyon toprak partiküllerinin üzerinde o kadar tutulur. Bu nedenle, hidrojen iyonları daha sıkı tutulur ve amonyum, kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi daha büyük ve daha sulu katyonlara göre değişimi daha zordur. İki değerlikli(iki yüklü) katyonlar genel olarak potasyum ve amonyum gibi tek değerlikli (tek yüklü) katyonlara göre daha sıkı tutulur. Bu nedenle, iki değerlikli katyonlar olan kalsiyum ve magnezyumun yer değiştirmesi  potasyum ve amonyum gibi tek değerlikli katyonlara göre daha zordur. Yüksek kum ve silt içeriği olan topraklar daha düşük kil ve organik madde yüzdesine ve böylece daha düşük CEC’e sahiptir. Bu kaba dokulu toprakların neden daha sık kireç ve gübre uygulamasına ihtiyaç duyduğunu açıklamaktadır.

Toprak Katyon Değişim Kapasitesinin Belirlenmesi

Bir toprağın katyon değişim kapasitesi (CEC) tipik olarak milieşdeğer terimleri ile ifade edilir.  Bir milieşdeğer “bir miligram hidrojen veya onunla yer değiştirecek başka herhangi bir element tutarı” olarak tanımlanır. Topraklara uygulandığında, milieşdeğer genel olarak 100 gram fırında kurutulmuş toprak bazında ifade edilir. 100 gram toprak başına bir miligram hidrojen bir milyon kısım toprak başına 10 kısım hidrojene eşitlenir. Bir akr (üstteki 17 cm) toprak yaklaşık 2,000,000 libre ağırlığındadır. Bu nedenle, (atom numarası bir olan) milyon hidrojen başına 10 kısım yaklaşık 20 lb/akr hidrojene eşittir.

Bu hesaplama diğer elementlerin milieşdeğeriniakr başına libreye dönüştürmek için bir ölçme standardı sağlamaktadır. Standart bir milieşdeğer hidrojenin 20 lb/akr hidrojene eşit olmasıdır. Hidrojenin atom ağırlığı 1 olduğu için, diğer elementlerin bir milieşdeğeriniakr başına libreye dönüştürmek için atom ağırlığını 20 ile çarpın. İki değerlikli elementlerin iki pozitif yüke sahip olduğu ve iki hidrojen iyonu ile yer değiştirdiği  unutulmamalıdır; bu nedenle, iki değerlikli katyonların eşdeğer atom ağırlığına varmak için atom ağırlığını 2’ye bölün.

Örnek: Kalsiyumun atom ağırlığı = 40 Değerlik = 2 Eşdeğer ağırlık = 40/2 = 20

Bu nedenle, bir milieşdeğer kalsiyum 20 lb/akr hidrojen çarpı kalsiyumun eşdeğer ağırlığına eşittir. 20 kalsiyum eşdeğer ağırlığı x 20 lb/akr hidrojen = 400 lb/akr.

Bir Laboratuvar tarafından belirlenen CEC

Bir toprağın değişim kapasitesini  belirlemeye dair bir laboratuvar metodu tartılmış bir miktar toprağı normal bir amonyum asetat gibi bir tuz solüsyonu ile filtreleyip yüzeyde tutulu bütün katyonları ortadan kaldırmaktır. Yüzeyde tutulu bütün katyonlar  amonyum iyonları ile yer değiştirir. Bütün fazlalık amonyum iyonları daha sonra normal bir potasyum klorür gibi farklı bir tuzla çıkartılarak topraktan uzaklaştırılır. Potasyum iyonları yüzeyde tutulu amonyum iyonları ile yer değiştirir. Liç içindeki amonyum iyonu miktarı daha sonra ölçülebilir ve daha sonra 100 gram toprak başına milieşdeğer – CEC değeri – olarak ifade edilir. Bu laboratuvar prosedürü yorucudur ve zaman alıcıdır. Genel olarak, toprağa ait CEC değerinin tahmin edilmesi yeterlidir.

CEC’in Tahmin Edilmesi

Bir toprağın katyon değişim kapasitesi toprak testi sonuçlarından tahmin edilebilir. Bu toprak testi tarafından belirlenen elemente ait akr başına libreyi katyonların milieşdeğer ağırlıklarına bölerek elde edilebilir. İlk önce, katyonların eşdeğer ağırlıkları akr başına libreye dönüştürülmelidir. CEC hesaplamasında kullanılan katyonlar hidrojen, potasyum, magnezyum ve kalsiyumdur.

Bu toprağın tahmin edilen katyon değişim kapasitesine varmak için, her elementin toprak testi tarafından belirlenen lb/akr değerini her elementin lb/akr cinsinden bir milieşdeğerine (m.e.) bölün. Soldaki tabloda gösterildiği şekilde, kalsiyum için, 800 lb/akr toprak testi değerini 400 m.e. değerine bölün, bu 100 gram kalsiyum başına 2.0m.e. değeri verecektir. Dört besin maddesinin her birinin 100 gramı başına m.e. toplamı o toprak için hesaplanan CEC değeridir.

Katyonlar için Toprak Testini Mili eş değere Dönüştürme

 

Yüzeyde tutma bazında hidrojene göreli katyon (kalsiyum, magnezyum ve potasyum)  oranı yüzde bazsatürasyon bakımından ifade edilir. Genel olarak, bir toprağın yüzde bazsatürasyonu ne kadar yüksekse, toprağa ait pH ve üretkenlik seviyesi o kadar yüksektir. Yukarıdaki örnekte, yüzde bazsatürasyon:

((Ca2.0 + Mg 0.5 + K 0.32) /5.32) X 100 = 53% Baz Satürasyon

olacaktır.  Bu bazsatürasyon sayısı daha sonra gübre tavsiyelerini yönlendirmek için alana ait uygun kalibrasyon veri tabanı ile birlikte kullanılacaktır.

Sağdaki tablo Birleşik Devletlerdeki temsil edici topraklara ait CEC değerlerini göstermekte ve meydana gelebilecek geniş değer aralığını vermektedir.

Temsil Edici Topraklara ait CEC Değerleri

 

Anyonların Yüzeyde Tutulması

Anyonlar net negatif yükü içermeleri bakımından katyonların tersidir. Topraklardaki en yaygın anyonlar klorür, sülfat, fosfat ve nitrattır.

Katyonu yüzeyde tutma kapasitesine ek olarak, toprakların ayrıca katyonlardan daha az ölçüde olmakla beraber anyonları da yüzeyde tutma kapasitesi vardır. Anyonların yüzeyde tutulması pH’e bağlı olup toprak pH değerinde bir azalma ile artmaktadır. Fosfatlar ve sülfatlar  nitratlar ve klorürlerden daha güçlü  şekilde yüzeyde tutulur. Çoğu tarım toprağı anyonun yüzeyde tutulmasının maksimum güçte olduğu duruma göre daha yüksek bir pH değeri vardır; fosfat   bir istisna ve sülfat biraz daha az olmak üzere, anyonlar büyük ölçüde filtrelenerek topraktan kaybolur.

Kaynak:IPNI

Etiketler: Organik Sıvı Gübre, sıvı gübre, organik gübre, seleda gübre, dap, azotlu gübre, gübre fiyatları, gübre önerileri, katı gübre, gübreler, gübre çeşitleri, gübreleme programları, Şelatlı, Şelatlı gübre, azotlu gübre, toprak, toprak nedir, potasyum,
Şubat 15, 2019
Listeye dön
Çerez Kullanımı